Yazarlar

Kazanmak da var, kaybetmek de…

Yaşamın her alanında kazanmak da var, kaybetmek de… Hayat yolculuğunda kazananlar ve kaybedenler hep olmuştur ve hep olacaktır. Bir dönem çok popüler olan kişi ve kurumlar bir süre sonra kaybetmek de, bugün adı sanı duyulmayan kişi ve kurumlar ise yarının kazananları arasına girebilmektedir. Kazanma ve kaybetme kavramlarının döngüsü, kendi düzeni içerisinde yaşam devam ettikçe kendini tekrarlayıp duracaktır.

Amerikalı yazar Adam Fawer’ın “Olasılık” kitabında dediği gibi:

“Satranç hayat gibidir. Her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır, bazıları ise güçlü. Bazıları oyunun başında işine yarar, bazılarıysa sonunda. Ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. Aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. On parçanı kaybedip, yine de kazanabilirsin oyunu. Satrancın güzelliği budur işte. İşler her an tersine dönebilir. Kazanmak için yapman gereken tek şey tahtanın üzerindeki olası hamleleri ve anlamlarını iyi bilmek ve karşındakinin ne yapacağını kestirebilmek.”

Doğal olarak herkes kazanmayı ister, kaybetmeye kimsenin tahammülü yoktur. Kazanmak ve kaybetmek kavramları arasında bazen ince bir çizgi vardır. Hayat bazen herkese aynı şart ve olanakları sunmaz. Bazı durumlarda kazananlar hak ettikleri için kazanmazlar, kaybedenler bazen hataları için kaybetmezler. Bazen yaşanan olay ve gelişmeler insanların iradesi dışında gelişir ve yön alır. Bu gibi durumlarda gelişmeleri akışına bırakmak bazen en iyi çözüm yolu olabilir…

Oyunu kuralına göre oynayıp kazanmayı da, kaybetmeyi de bilen güzel insanlara selam olsun…

Yaşam yolculuğunda kazanmak da var, kaybetmek de… İyi olanlar kazansın!

Sözlerimi sosyal medya platformlarında dolaşımda olan “Kurduğumuz Hayat” hikâyesi ile bitiriyorum.

İşte o hikâye:

“Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşveren müteahhidine, çalıştığı konut yapım işimden ayrılıp eşi ve büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yaşam sürmek istediğinden söz etti. Müteahhit iyi bir işçisinin emekli olacak olmasına üzüldü ve ondan, kendisine bir iyilik olarak, son bir ev daha yapmasını rica etti. Marangoz kabul etti ve ise girişti, ne var ki gönlünün yaptığı işte olmadığını görmek pek zor değildi. Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı, çünkü kaliteli malzeme için birkaç gün daha beklemesi gerekiyordu. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!..

İşini bitirdiğinde işveren, evi gözden geçirmek için geldi. Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. “Bu ev senin” dedi, “Sana benden hediye”. Marangoz şoka girdi. Ne kadar utanmıştı.

Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman onu böyle yapar mıydı? Bizim için de bu böyledir. Gün be gün kendi hayatımızı kurarız.

Çoğu zaman da, yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da şoka girerek, kendi kurduğumuz evde yaşayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek, çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz.

Hayatınızın marangozu sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. Bugünkü davranış ve seçimleriniz, yarın yaşayacağınız evi kurar. Öyle ise onu akıllıca kurun.”

Ömer KÖSE

 

 

Bir Cevap Yazın